Sosyal paylaşım sitelerini kullanmam diyesim var, gerçekten de kullanmıyorum ama böyle diyenleri de bir burnu havalı konumunda görme eğilimim olduğundan olsa gerek tam olarak kullanmamazlık da edemiyorum. Üyeliğim var ve ben bazı grupları takip ediyorum. Bu gruplardan biri de “World Toilet Organization” adındaki grup. Dünya Tuvalet Organizasyonu adını verdikleri bu oluşum kurulduğundan bu yana her yıl etkinlik düzenliyor ve özellikle de tuvalet atıklarından dolayı oluşan çevre kirliliği ile ilgili araştırmalar yapıyor, rapor yayınlıyor. Aynı şeyi Dünya Sağlık Örgütü adındaki kuruluş da yapıyor elbette. Ancak bu tür sivil toplum kuruluşlarına nedense pek kıl olduğum için yaptıklarını da bir türlü iyi niyet çerçevesindeymiş gibi değerlendiremiyorum. Dünyayı bu derece kirlenmiş ve yaşanmaz hale getiren o çıkarcı çevrelerin beslediği dev ulus şirketi sahiplerinin kurduğu sivil toplumculardan ne olur ki. Sen git Afrika kıtasını, sırf yeraltı kaynaklarını sömürmek adına, oranın sahiplerini tüket, aç bırak, susuz bırak, ondan sonra dünyaya duyur “Somali’de insanlar açlıktan ölüyor”. Onları açlığa mahkum eden sensin, ülkendeki pis boğazların kazan boyutundaki tabaklarında yediklerinin yarısını çöpe atarlarken, Afrika’daki çocuklar senin “insanı yardım” adına orda olduğunu söyleyen ajanlara boş boş bakarlerken ellerindeki suyu alan sen değil misin? Sensin! Seni çıkarcı seni…Ve işte kendi iç pisliğini temizleyebilmek ve arınabilmek adına hep daha fazla olanların peşinden koşarken, dünyanın senden olmayan diğer bölümünü de “boka” bulayan da sensin.
Resmi rakamlara göre dünya nüfusunun neredeyse yarısı sağlıklı olmayan koşullarda, temiz suya ulaşamadan yaşamaya mahkum durumdalar. Bazı Afrika ülkelerinde ise sadece yarım kiloluk poşetler içinde suyun satış fiyatı 1-5 dolar arasında değişmekte. Hoş bizler de İstanbul’da çeşmeden akan su yerine damacana suları içiyoruz, fark eden bir şey yok gibi. Dünyanın bir yarısı temiz suya ulaşamayıp pislik içinde boğuşurken, diğer bir yarısı da Acun Ilıcalı’nın haftanın her günü hazırladığı ve uzun bacaklı mankenleri teşhir ettiği programlar ile meşguller. Ondan sonra da kalkmış birileri, “Vay efendim kadın cinayetleri arttı, kadın eziliyor” geyiği yapıyorlar. Gidin bu sümüklü fikirlerinizi kadını seks objesi olarak kullanmaya alet olmuş dizi oyuncularına, mankenlere veya program yapımcıları basın babalarına yöneltin. Aksi halde hem kadın haklarını savunup hem de iğrenç medyada yer alıyorsan sen de bir o kadar omurgasızsındır.
Konu tuvalet olunca çevremde olan tüm pislikler ve pis konular aklıma geliyor, uçuşuyor, değinmeden geçemiyorum, ne yapayım!
Yüksek lisans tezimi yazarken, özellikle tarihin çeşitli dönemlerinde yaşamış medeniyetler ve şehircilik yapısı, buna bağlı olarak tuvalet kullanımı ve kanalizasyon yapılarını inceleme fırsatım oldu. Gerçekler gösteriyor ki, insanlığın “sıçtığı” ortamlar tamamen medeniyet seviyesinin de göstergesi olmuş. Aslan yattığı yerden belli olur misali:) Osmanlı İmparatorluğu döneminden örnek verecek olursak, dünyanın ilk Tuvalet Vakfı 1667 yılında İstanbul’ da kurulmuş. İmparatorluğun en şaşaalı dönemini geçiriyor olduğu yıllarda bir çok meseledeki sağlam organizasyon yapısı elbette ki buraya da sirayet etmiş. Ayrı karşılaştırmayı Roma İmparatorluğu döneminde kullanılmış olan “latrina”lar için de yapabiliriz. Yine medeniyetin en gelişmiş döneminde duvarları mozaiklerle bezeli olan birkaç kişinin aynı anda kullanabildiği ilginç tuvaletler de varmış. Ve oturduğumuz yerden internet aracılı ile tüm dünyayı araştırabildiğimiz şu dönemde ise dünyanın yarısı diğer yarısından daha şanslı. Dünya nüfusunun 7 milyar olduğunu düşünürsek şanssız insan sayısı 3,5 milyar eder. İnanılmaz bir rakam bu. Böylesine büyük bir kitleyi mutsuz etmeyi başarmış olan şimdinin imparatoru olan beyinler ise ne yazık ki fakirleştirdikleri o insanlara yardım için yine diğer devletleri kullanıyorlar.
Yine konuyu dağıttım. Hemen toparlıyorum. Şöyle bir siteyi duyurmuş Dünya Tuvalet Organizasyonu Grubu: http://www.poopcreative.org/facts.html
Sayısal olarak durumun vehameti görülüyor. Az miktarda dışkının içinde yaşayan parazitlerden bahsetmiş .
1980′lerdi sanırım, çocuktuk. “We are the world, we are the children” diyerek beynimizi düdükleyen bir takım şarkıcılar vardı ekranda. Bir sağa bir sola sallanarak şarkı söylerlerdi şirin olmaya mecburlarmış gibi. O çocuk beynimle bile hepsinin yalancı olduğunu anlamıştım. O zaman da açtı afrikalı çocuklar şimdi de aynılar. 2011, 30 yıl geçmiş. Hiç mi vizdanınız yok demezler mi para babalarına? Vicdan yok ise ne var insan namına içinde? Demezler mi para babalarına hizmet etmekte olduklarını bilen-bilmeyen omurgasız mahlukatlara?