Kapitalizmin Hizmetçileri Tasarımcılar!

Başlığa göre tasarımcılık kötü bir meslek gibi algılanmış olabilir. Hizmetçilik işi her zaman emekçi sıfatı ile aşağı tabakayı ilgilendirdiği için bu algının oluşması normal kabul edilebilir. Ancak ben yine de bu en olumlu anlamını düşünerek başlığı atmadım. Kapitalizmin gereklerinden biri olarak ortaya çıkan pek çok “izm” olgularına bir de tasarımcıların desteğini eklemek gerektiği için bu başlığı attım.

Şöyle ki; Endüstri Ürünleri Tasarımı konusunun geleceğin mesleği olacağı söylentisine kandığımız yıl bundan 14 sene öncesi idi. Onca vakit evvelinden şimdiyi gelecek olarak kafamızda istediğimiz yere oturtmuştuk. Meslek geleceğin mesleği, bizler de geleceğin insanları olacaktık. Şimdilerde büyük bölümümüz kendi mesleğini yapmıyor, bir kısmı evinde oturuyor, küçük bir bölümü ise okulda kalarak saçmalığa devam ediyorlar. Ki bu saçmalığa bulaşmak, iş hayatındaki saçmalıkların yanında oldukça masumhane göründüğü için ben de bu leke bırakmayan saçmalığa bulaşmayı her an düşünmekteyim.

Konuyu dağıtmadan hemen geri döneyim. Bir ürün düşünelim. Üretici bu ürünü para kazanmak amaçlı olarak üretmiş ve alacak müşteriler ile buluşturmayı istiyor. Bunun için her ürünü, türüne göre, potansiyel müşterisine öylesine veremeyeceği için kendine bir kutu, poşet veya taşıyacak her ne ise öyle bir ambalaj arıyacaktır. Ambalajını yani ürünü saracak nesnenin malzemesini bulduktan sonra ambalaja şekil vermek gerekecektir. Ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar geçen süreçte hedef belirlenmiş ise uygulanacak adımlar da o derece netlik kazanacağı için işler kolaylıkla ilerleyebilir. Ancak hedef sadece müşteriye satış” odaklı olarak belirlenmiş ve de bu sürecin aşamaları da sadece o ürünü üreten şahsın kişisel fikirlerine kalmış ise süreçte yoğun tıkanmalar yol açacağı aşikardır.

Ürünümüz “tarhana” olsun mesela. Tarhananın mutlaka bez torba içinde saklanması gereklidir. Üzerindeki etiketin de hedef kitle odaklı olarak tasarlanmış olması, rafta yer alırken rakip ürünlere göre fark yaratması gibi etmenlerle ortaya belli bir ürün ve ürün ambalajı ortaya çıkacaktır. Basit bir örneği büyük ölçeğe taşıyalım ve araba tasarımı konusuna yönelelim. Konu elbette tarhananın market reyonlarına gelmesi süreci kadar basit olması beklenemez. Hedef kitle, mevcut kitle istekleri, teknolojik gelişmeler ve daha pek çok faktörü tasarım aşamalarında etkili olarak görebiliriz. Faydalı modeller veya fayda getiren yenilikler elbette insanlığın konforu, arabayı alacak müşteri için tercihin başında gelir. Ancak sırf konfor sağlayan yeniliklere yüksek miktarlarda fiyat biçmek etik midir bu tartışılır. Üzerinden 3-4 yıl geçtikten sonra “yepyeni” denilen o değişim de “eski” sıfatını taşıyacak iken, otomobil sektörünün para babalarını daha da yükseklere taşıyacak etkilere önayak olmak da tasarımcıların marifeti değil mi!

Şimdikiler de bisikleti bu da bisiklet işte...Gerçi bu antika bisikleti almayı bıraktım bulmak bile çok zordur...

Bisiklet alırken de aynı hislere kapılırım. Kadro yani bisikletin iskeleri farklı malzemelerden yapılmış, farklı fiyatlara satılmaktadır. Ancak en nihayetinde bir kadrodur. Hafifledikçe de kadronun fiyatı artar da artar. Yan malzemeler ve farklı kaliteleri de bisikletin fiyatını bir anda uçuruverirler. Oysa ki iki tekerli bisiklettir o sadece. Dağa çıkacakken sıcak tutan mont gereklidir. Gelişmiş teknolojik kumaşlarla yapılmış bir mont getirir tezgahtaki görevli. Giyersiniz, rahattır. Fiyatını duyunca dudaklar uçuklayıverir birden. Eskiden dağa çıkanlar dağcı değiller midir. Veya da Buz gibi soğuk havalarda çatısı akan evde uyumaya çalışan bebeklerin hakkı değil midir aslında. O montu alacakken aynı fiyata belki 50 çocuğa mont alabileceğini düşünürken…En iyisi düşünmemek ya, neyse.

Bu örnekler o kadar çok ki… Ürün tasarımlarını iyileştirip insanların almasını sağlayınca, gıdaların içine haz verici katkı maddesi katanlar ile aynı cinayeti işlemiş olmuyor muyuz!
Bir çok üründe cevabım “evet oluyoruz” dur. Kapitalizmin sadece “kapital” yani “para” yani “çıkar” üzerine kurulmuş mide bulandırıcı ve insanlığı yok eden ideolojisi ile birlikte ortaya çıkan “endüstri mühendisliği”, “işletme” , “makina mühendisliği” ve daha pek çok meslek de aslında aynı oranda suça ortaktırlar. İğrenç bir ürünü bile makyajlayıp, allayıp pullayıp bir de televizyon ekranlarına para ödeyerek farklı bir ürünmüş gibi göstererek satabilirler. İnsanlar bu iğrenç ve belki de insan sağlığına zararlı ürünü alırlarken yetkililer “Dur!” demezler. Onlar da taşın altına ellerini koymuşlardır çünkü! Ve sonra belki o ürünü kullanan, bu döngüde çalışanlardan birinin yakını sağlığını belki de hayatını kaybeder. Ama sistem o kadar acımasızdır ki, kendi çarkı içinde durmaya çalışanı ezer geçer. Hareket bağlatılmıştır ve durdurulamaz.

Düzen böyle iken, insanlar bir şekilde bu kapital düzene (tüketiyor olurken veya üretiyor olurken) ortak olmuş iken parasızlıktan yakınmaması da gereklidir. Çünkü bu sistem devamlı olarak tüketim odaklı olarak ayakta kalabilir. Ortaya çıkan malların bir şekilde tüketilmesi ve paraya çevrilmedi gereklidir. Daha fazla para demek üretimi yapanların daha zenginleşmesi demektir. Patronların daha fazla zenginleşmesi ise daha da güçlü oldukları anlamına gelir. Bu noktadan sonra Tanrıya şirk koşma gibi tehlikeli boyutlarda gezinen, kendini diğer ! insanlardan çok daha üstün gören mahlukatlar da türemiş olur. Kominizmin de Kapitalizmden türemiş olduğunu düşündüğüm için kimse sosyalist veya kominist olarak değerlendirmesin görüşümü. Sadece resme uzaktan bakmak gerekiyor. Lakin içinde sıkıştığımız bu kapital sistem o kadar oyunlarla sarmış ki etrafımızı, ağları yararak resmin uzağına gitmek hiç de kolay olmadı benim için.

Philip Starck'ın Limon sıkacağı tasarımı . Evime alır mıyım? -Almam, ama tasarım harika:)

Philiph Satarck özellikle tasarımcıların bildiği ünlü tasarımcı bile, belki de yıllarca kapitalizme ettiği yardımları farkederek veya tamamen duygusal! sebeplerle, artık”yenilenebilir enerji kaynağı odaklı tasarımlar” yapacağını açıkladı. Bir ev düşünün, çişiniz ve kakanız dahi boşa gitmiyor ve belki elektrik olarak size geri dönüyor. Böylece belediyeler rafa kaldırılıyor, ki çok isterim. Uyuşuk ve fitneci tonlarca insanın kıçlarını gömdükleri sülük kitlelerin dolu olduğu kurumların her birinden tiksinirim.

 

 

 

Demem o ki; Eğer tüketimi her seferinde “daha iyisini, daha rahatını, daha güzelini yaptık” diyerek körüklemek yerine, “aldığınız ürünü ömür boyu her türlü faydayı sağlayacak kullanın” biçimine çevirebilecekse ” YAŞASIN TASARIMCILAR”….Yok eğer -Aynı tas aynı hamam, düzen bu kardeşim, alem buysa maymun benim- tarzı yaklaşım sergileyecekse, bütün osuruktan teyyare kılığında gezen şarlatan tasarımcılara “YAZIKLAR OLSUN”…

Cümle Aleme Duyur
This entry was posted in Düşünceler. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>